14 Kasım 2010 Pazar

Ney Tarihçesi



NEY SÖZCÜĞÜNÜN ETİMOLOJİSİ VE NEY’İN TARİHÇESİ

Sümerce’ den Farsça’ ya geçen “ nâ ” veya “ nay ”, kamış, kargı anlamlarına da gelen bu çalgının en eski adıdır. Arap toplumunda üflemeli çalgıların hemen tümü için kullanılan “ mizmâr ” sözcüğü, (nefes borusu, ses organı anlamında) ney için de kullanılmıştır. Türkçe’ de ise hemen her zaman “ ney ” olarak anılmıştır. Çeşitli Avrupa ülkelerinde de benzer adlarla (örneğin Romanya’da “ naiu ” adıyla) adlandırılmıştır

 
Farsça çalan, icrâ eden anlamına gelen “ zeden ” sözcüğünden takılanarak oluşturulan “ neyzeden ” bozularak, ney icrâcısı anlamında günümüzde de kullanılan “ neyzen ” e dönüşmüştür. Aynı anlamda Arapça kurallarına göre oluşturulan “ nâyî ” sözcüğü de kullanılmıştır.


Sümer toplumunda MÖ 5000 yıllarından itibaren kullanıldığı sanılan bu çalgıya ait elimizdeki en eski bulgu, MÖ 2800-3000 yıllarından kalan bugün Amerika’da Phledelphia Üniversitesi Müzesi’ nde sergilenen neydir. Çalgının o dönemlerde de dinsel törenlerde kullanıldığı sanılmaktadır. Assomption rahiplerinden Thibaut’ un “esrârengiz, cezbedici, tatlı ve âhenkli bir ses” diye tanımladığı ve şu şekilde şiirleştirdiği ney sadâsı, her dönemde insanları derinden etkilemiş, özellikle dinsel duyguları çağrıştırmıştır:


“ Kamışların üzerinden geçerken,


Kuşları uyandırmaya korkan tatlı bir meltemin kanat çırpınışları”.


Sadâsından gelen bu özellik neyi, ilişkide bulunduğu her toplumda önemli bir çalgı haline getirmiştir. Türklerin İslâmiyeti kabûl ile birlikte kullanmaya başladıkları ney, Xlll. yüzyıldan itibaren İslâm tasavvufunun sembolü haline gelmiştir. Bunda bu yüzyılda yaşamış büyük mutasavvıf, filozof , şâir ve velî Mevlânâ Celâleddin-i Rûmî ’nin rolü büyüktür.

XV. yüzyılda yaşamış bir gezgin olan Hoca Gıyaseddin Nakkaş’ ın seyahatnâmesinde kendilerine mahsus bir nota yazısı geliştirip kullandıklarını da bildiğimiz Hıtay Türkleri’ nin hâkanlık sarayında gördükleri oldukça ilginçtir:

“ Sadinfu şehrindeki hâkanlık sarayının önünde üçyüzbin kadar kadın ve erkek toplanmıştı. İkibin kadar sâzende sazlarını aynı sese düzenleyip (akord edip), hep bir ağızdan hâkana duâ ettiler. Köslerin iki yanlarında kemençe, ney, mûsikâr ve diğer sazlarla hânendeler oturmuşlardı. Neyzenlerin bazıları neyi bilindiği üzere çalıp, bazıları ortasındaki deliklerden üflüyorlardı.”


Mûsikîde çok ileri gittikleri bilinen Hıtay Türkleri’ nin neyi, Orta Asya’ da eskiden beri kullandıkları ve hatta onu tıpkı bir yan flüt gibi de üfledikleri anlaşılmaktadır.

Tarihte Nây-ı Türkî, Hoş Nây (veya Koş Ney), Kurre Nây gibi adlarla anılan bugün yapısını ve özelliklerini tam olarak bilemediğimiz ney adından türemiş pek çok çalgı bulunmaktadır. Ancak birer meydan sazı olarak kullanılan bu çalgıların bugünkü formundan çok farklı olduğunu sanıyoruz.


NEY’ İN TÜRK TASAVVUF DÜŞÜNCESİ’ NDEKİ YERİ


Türklerin İslâmlaşma süreci X. yüzyılda başlamıştı. İslâmiyet ile birlikte zaten toplumda var olan mistik düşünce ve anlayış islâmî bir kimliğe bürünerek, Türk tasavvuf anlayışının temellerini oluşturdu. Hoca Ahmet Yesevî, Hacı Bektâş-ı Velî ve Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî bu anlayışın Türk toplum hayatına yerleşmesini sağlamışlardı.

Türklerin İslâmiyetten önceki dinleri olan Şamanizm, Animizm ve Totemizmde de mûsikînin çok önemli rolü vardı. Bu dinlerin tümünde törenler müzik eşliğinde yapılırdı. Örneğin çoğunlukla hâkim olan Şamanizmde kam, baksı veya şaman denilen din adamları ellerinde kopuz ile dolaşır, dînî mesajlarını mûsikî yardımıyla iletirlerdi. İslâmiyette de mûsikîye karşı bir cephe mevcut değildir. İslâm Peygâmberi Hz.Muhammed, Kuran’ ın güzel sesle ve kâideye müstenîd âhenkle okunmasını öğütlemiştir. Tecvîd ve Kıraat işte bu rağbetin sonucunda doğmuştur ve mûsikî ile yakın ilişkileri vardır.


Türklerin dînî hayatlarında mûsikî her zaman yer almıştır. Özellikle tekke hayatında, âyin ve diğer dînî törenlerde (cem, zikir, deverân vs.) mûsikînin rolü büyükse de bir çok tarîkatin törenlerinde telli çalgıların yer almasına cevâz verilmemiştir. Ancak hemen hemen bütün tarîkatlerin törenlerinde bendir ile birlikte ney yer almıştır.

Bilhassa Mevlevîlikte neyin önemi çok büyüktür. Hz. Mevlânâ Mesnevî’ sine şu sözlerle başlamıştır:


“ Bişnev ez ney çün hikâyet mî küned

Ez cüdâyîhâ şikâyet mî küned

Gez neyistân tâ merâ bübrîde end


Ez nefîrem merd ü zen nâlîde end


Sîne hâhem şerha şerha ez firâk

Tâ begûyem şerh-i derd-i iştiyâk ”


“ Dinle neyden, zirâ o birşeyler anlatmada


Ayrılıklardan şikâyet etmededir.


Ney der ki: Beni kamışlıktan kopardıklarından beri,


İniltim kadın - erkek herkesi ağlattı.


Ayrılık bağrımı delik deşik eylesin,


Tâ ki aşk derdini anlatabileyim.”

Hz. Mevlânâ’ ya göre mûsikî Allah’ ın lisânıdır. Yüce yaratıcı Bezm-i Elest’ te ruhlara mûsikî ile seslenmiştir. Bu sebepten hangi milletten, hangi dilden olurlarsa olsunlar, insanlar mûsikî ile aynı duyguları paylaşabilirler. Hiçbir sanat insan rûhuna mûsikî kadar doğrudan doğruya ve içinden kavrayacak şekilde nüfûz edemez. Mûsikî, son derece değerli bir mânevî temizlenme, ferahlama ve yücelme vâsıtasıdır. Rûhu kir ve paslardan temizlediği gibi, ona batmış olan dikenleri de ayıklayarak tedâvi eder. Mûsikî ile temizlenmeyen rûh yükselemez, aksine yerdeki bayağı ihtiraslara bulaşarak kirlenir ve körelir. Gerçek mûsikî insana hayvânî hisleri hatırlatmak şöyle dursun, ona “sonsuz varlık” ı hissettirir, sezdirir. Bu sezgiyle onu O’ na yaklaştırır ve nihâyet ulaştırır. Bunda en etkili ses ise ney sadâsıdır.


Hz. Mevlânâ’ nın fesefesinde ney, “insan-ı kâmil” in (yani bir takım merhalelerden geçerek olgunlaşmış insanın) sembolüdür ve aşk derdini anlatmadadır. Benzi sararmış, içi boşalmış, bağrı dağlanarak delikler açılmış, ancak Yüce Yaratıcı’ nın üflediği nefesle hayat bulan, tıpkı insan gibi geldiği yere özlem duyan ve delik deşik olmuş sînesinden çıkan feryâd ve iniltileri ile insanlara sırlar fısıldayan bir dosttur. Bu sebeple ney, mevlevîlerce kutsanmış ve “ nây-ı şerîf ” diye anılmıştır.


“ Ney hadîs-i râh-ı pür hûn mîküned


Kıssahâ-yı ışk-ı Mecnûn mîküned ”


“ Ney, kanla dolu bir yoldan bahsetmede,


Mecnûn’ un aşkından hikâyeler anlatmadadır.”


“ Âteş-i ışkest ke’ender ney fütâd


Cûşiş-i ışkest ke’ender mey fütâd ”


“ Aşk âteşi ki neyin içine düşmüştür,


Aşk coşkunluğu ki meyin içine düşmüştür.”


“ Hem çü ney zehrî vü tiryâkî ki dîd


Hem çü ney demsâz ü müştâkî ki dîd ”


“ Ney gibi hem zehir, hem panzehir,


Ney gibi hem hemdem, hem müştâkı kim gördü? ”


Kaynak : Neyuretim.
Bu soru genelde linux ile yeni tanışan kullanıcılar tarafından sorulmaktadır. Virüs insanları o kadar çok etkiledi ki , her an her şeyin bir anda yok olacağına inanıp internete girmeye cesaret edemeyen insanlarımız var.



Linux kullanıcıları asla unutmasın ki , linux kurulu ( sürümü fark etmez ) bir bilgisayara kesinlikle virüs programı kullanmanıza gerek yok.


Neden?


Çünkü ; Windows virüsleri linux üzerinde çalışmaz, Linux içinde bilinen bir virüs yok. Şu an için böyle bir konu söz konusu değildir.


Ancak Linux üzerinden windows virüslerini temizlemek isterseniz gerekbilir.

Çift İşletim Sistemi


Arama motorlarında genellikle son günlerde aranan en popüler konu çift işletim sistemi olduğu için bu konuyu ele almak istedim..



Arkadaşlar bir PC’de çift işletim sistemi kullanmanız için en mantıklı yöntem VMware Workstation programını kullanmaktır.


VmWare yani Türkçe karşılığı ile Sanal Makine Deposu oldukça rating alan ve çok popüler bir ürün. Çünkü gerçekten büyük işler başarıyor. VmWare ürünlerini tanımlamak için kullanılabilecek en güzel cümle şu olurdu herhalde “Sanal ama gerçekten farksız sistem emülatörü.


VmWare çok çeşitli işletim sistemlerini tek bilgisayar üzerinde çalıştırabileceğimiz bir emülatördür. Örneğin Windows Xp kurulu bir bilgisayar üzerinde VmWare içinden Linux, Novell, Sun Solaris yada diğer Windows sürümlerini çalıştırabilir, hepsini eş zamanlı olarak yönetebiliriz. Bu işletim sistemlerinin hepsi bulundukları pc üzerindeki aynı donanımı kullanır ve bu durum hiçbir sıkıntıya yol açmaz. İşte bunu sağlayan VmWare sanallaştırma teknolojisidir.


VMware Workstation kanıtlanmış bir yazılımdır. Yazılımcılar için vazgeçilmez bir programdır. Bu programı indirmenizi ve sürekli program üzerinde kendinizi geliştirmeyi tavsiye ediyorum. Sürekli işletim sistemleri ile ilgilenen kullanıcılar için mükemmel bir programdır.


VMware Workstation kullanıcılara;


Bir bilgisayarsa multi-tier uygulamaları konfigüre ve test etme, uygulama güncelleme, ve işletim sistemi yamaları.


Tekrarlanan konfigürasyonları ve kurulum zamanını azaltan arşivlenmiş test ortamlarını kolaylıkla restore etme ve paylaşma


Öğrencilere her zaman güvenli, ve izole edilmiş sanal makinelere temiz durumda ve birden çok işletim sistemi, uygulama, ve araç deneyimi ile başlayan bilgisayar tabanlı eğitim sağlar.


Her şeyden önce, en az 4 GB boş alana sahip olan bir sabit diske ihtiyacınız olacak. Önemli veriler içermeyen bir sabit disk bölümünü kullanabilirsiniz..


Programı google aracılığı ile VMware.Workstation.7.0 yazarak download edebilir ve resimli anlatımlı konular ile kurabilirsiniz. Ancak , bu konu hakkında yardım almak isteyen arkadaşlar olursa iletişimden bana ulaşabilir , bu konu hakkında yardım alabilirler..


Resmi internet web sitesi : https://www.vmware.com/



10 Ekim 2010 Pazar

Ne Türk Nede Alman..





İnterter haber sitesinde aşağıdaki haber şöyle yayınlanmıştı;Türkiye Milli Takımı yerine Almanya’yı tercih etme nedeni tartışılan Mesut Özil’le ilgili çok önemli bir belge ortaya çıktı.



İşte Mesut’un Türk Milli Takımı’nı reddettiği belgenin hikayesi:

“Ay-yıldızlı ekibin 15 Kasım 2006′da İtalya’yla Bergamo’da yaptığı ve 1-1 berabere kaldığı özel maçın kadrosuna dönemin teknik direktörü Fatih Terim tarafından o zaman 18 yaşında olan Mesut Özil de davet edilir. Ancak 2 Kasım 2006′da Türkiye Futbol Federasyonu’na 7 satırlık İngilizce bir yazı gönderen Mesut Özil, Ay-yıldızlı ekipte forma giymek istemediğini kesin bir dille ifade eder ve bundan sonra kendisine herhangi bir davet gönderilmemesini ister.” Yazdığı satırların altına imzasını atan ve daha o dönemde Almanya Milli Takımı’nı tercih edeceğini açıkça belli eden Mesut, geçtiğimiz gün de yaptığı bir açıklamada kendi vatanı olarak Almanya’yı gördüğünü ve başka bir ülkenin formasını giymeyi aklından bile geçirmediğini söylemişti.


****

Günlerdir bu adam tartışılıyor. Aslında tartışılacak bir durum söz konusu değil. Sakız gibi uzatmamak lazım. Bu adamın bir önceki röportajında ” Türklüğü üçünçü kimlik olarak gördüğünü ” söylemişti. Aslında gerçek yukarıdaki haber değil. Eğer Mesut Milli Takım formasını giyseydi almanya pasaportundan olacaktı ve bunu kaybetmemek uğruna giymedi. Giymeside problem değil çünki; ülkemizde ondan daha iyi futbolcu kardeşlerimiz var. Sadece ona kalmadı koskaca Milli Takım.

Asıl Mesele bana göre bunun Türk olduğunu görerek futbolu ile onunla övünen Türkler.. Bugün geçmişini inkar eden , yarında geleceğini inkar eder. Başka Milli Takım forması giyme izni verilse bu kardeşimiz onada koşarak gider benim ülkem der bundan hiç şüphem yok. Aslını inkar etmeyeceksin, edeceksende ben Türk’üm demeyeceksin. İyikide Milli Formamımızı giymemişsin , kim bilir belkide daha kötü satışlara uğrayabilirdik en azından buna çok seviniyorum..