14 Kasım 2010 Pazar

Ney Tarihçesi



NEY SÖZCÜĞÜNÜN ETİMOLOJİSİ VE NEY’İN TARİHÇESİ

Sümerce’ den Farsça’ ya geçen “ nâ ” veya “ nay ”, kamış, kargı anlamlarına da gelen bu çalgının en eski adıdır. Arap toplumunda üflemeli çalgıların hemen tümü için kullanılan “ mizmâr ” sözcüğü, (nefes borusu, ses organı anlamında) ney için de kullanılmıştır. Türkçe’ de ise hemen her zaman “ ney ” olarak anılmıştır. Çeşitli Avrupa ülkelerinde de benzer adlarla (örneğin Romanya’da “ naiu ” adıyla) adlandırılmıştır

 
Farsça çalan, icrâ eden anlamına gelen “ zeden ” sözcüğünden takılanarak oluşturulan “ neyzeden ” bozularak, ney icrâcısı anlamında günümüzde de kullanılan “ neyzen ” e dönüşmüştür. Aynı anlamda Arapça kurallarına göre oluşturulan “ nâyî ” sözcüğü de kullanılmıştır.


Sümer toplumunda MÖ 5000 yıllarından itibaren kullanıldığı sanılan bu çalgıya ait elimizdeki en eski bulgu, MÖ 2800-3000 yıllarından kalan bugün Amerika’da Phledelphia Üniversitesi Müzesi’ nde sergilenen neydir. Çalgının o dönemlerde de dinsel törenlerde kullanıldığı sanılmaktadır. Assomption rahiplerinden Thibaut’ un “esrârengiz, cezbedici, tatlı ve âhenkli bir ses” diye tanımladığı ve şu şekilde şiirleştirdiği ney sadâsı, her dönemde insanları derinden etkilemiş, özellikle dinsel duyguları çağrıştırmıştır:


“ Kamışların üzerinden geçerken,


Kuşları uyandırmaya korkan tatlı bir meltemin kanat çırpınışları”.


Sadâsından gelen bu özellik neyi, ilişkide bulunduğu her toplumda önemli bir çalgı haline getirmiştir. Türklerin İslâmiyeti kabûl ile birlikte kullanmaya başladıkları ney, Xlll. yüzyıldan itibaren İslâm tasavvufunun sembolü haline gelmiştir. Bunda bu yüzyılda yaşamış büyük mutasavvıf, filozof , şâir ve velî Mevlânâ Celâleddin-i Rûmî ’nin rolü büyüktür.

XV. yüzyılda yaşamış bir gezgin olan Hoca Gıyaseddin Nakkaş’ ın seyahatnâmesinde kendilerine mahsus bir nota yazısı geliştirip kullandıklarını da bildiğimiz Hıtay Türkleri’ nin hâkanlık sarayında gördükleri oldukça ilginçtir:

“ Sadinfu şehrindeki hâkanlık sarayının önünde üçyüzbin kadar kadın ve erkek toplanmıştı. İkibin kadar sâzende sazlarını aynı sese düzenleyip (akord edip), hep bir ağızdan hâkana duâ ettiler. Köslerin iki yanlarında kemençe, ney, mûsikâr ve diğer sazlarla hânendeler oturmuşlardı. Neyzenlerin bazıları neyi bilindiği üzere çalıp, bazıları ortasındaki deliklerden üflüyorlardı.”


Mûsikîde çok ileri gittikleri bilinen Hıtay Türkleri’ nin neyi, Orta Asya’ da eskiden beri kullandıkları ve hatta onu tıpkı bir yan flüt gibi de üfledikleri anlaşılmaktadır.

Tarihte Nây-ı Türkî, Hoş Nây (veya Koş Ney), Kurre Nây gibi adlarla anılan bugün yapısını ve özelliklerini tam olarak bilemediğimiz ney adından türemiş pek çok çalgı bulunmaktadır. Ancak birer meydan sazı olarak kullanılan bu çalgıların bugünkü formundan çok farklı olduğunu sanıyoruz.


NEY’ İN TÜRK TASAVVUF DÜŞÜNCESİ’ NDEKİ YERİ


Türklerin İslâmlaşma süreci X. yüzyılda başlamıştı. İslâmiyet ile birlikte zaten toplumda var olan mistik düşünce ve anlayış islâmî bir kimliğe bürünerek, Türk tasavvuf anlayışının temellerini oluşturdu. Hoca Ahmet Yesevî, Hacı Bektâş-ı Velî ve Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî bu anlayışın Türk toplum hayatına yerleşmesini sağlamışlardı.

Türklerin İslâmiyetten önceki dinleri olan Şamanizm, Animizm ve Totemizmde de mûsikînin çok önemli rolü vardı. Bu dinlerin tümünde törenler müzik eşliğinde yapılırdı. Örneğin çoğunlukla hâkim olan Şamanizmde kam, baksı veya şaman denilen din adamları ellerinde kopuz ile dolaşır, dînî mesajlarını mûsikî yardımıyla iletirlerdi. İslâmiyette de mûsikîye karşı bir cephe mevcut değildir. İslâm Peygâmberi Hz.Muhammed, Kuran’ ın güzel sesle ve kâideye müstenîd âhenkle okunmasını öğütlemiştir. Tecvîd ve Kıraat işte bu rağbetin sonucunda doğmuştur ve mûsikî ile yakın ilişkileri vardır.


Türklerin dînî hayatlarında mûsikî her zaman yer almıştır. Özellikle tekke hayatında, âyin ve diğer dînî törenlerde (cem, zikir, deverân vs.) mûsikînin rolü büyükse de bir çok tarîkatin törenlerinde telli çalgıların yer almasına cevâz verilmemiştir. Ancak hemen hemen bütün tarîkatlerin törenlerinde bendir ile birlikte ney yer almıştır.

Bilhassa Mevlevîlikte neyin önemi çok büyüktür. Hz. Mevlânâ Mesnevî’ sine şu sözlerle başlamıştır:


“ Bişnev ez ney çün hikâyet mî küned

Ez cüdâyîhâ şikâyet mî küned

Gez neyistân tâ merâ bübrîde end


Ez nefîrem merd ü zen nâlîde end


Sîne hâhem şerha şerha ez firâk

Tâ begûyem şerh-i derd-i iştiyâk ”


“ Dinle neyden, zirâ o birşeyler anlatmada


Ayrılıklardan şikâyet etmededir.


Ney der ki: Beni kamışlıktan kopardıklarından beri,


İniltim kadın - erkek herkesi ağlattı.


Ayrılık bağrımı delik deşik eylesin,


Tâ ki aşk derdini anlatabileyim.”

Hz. Mevlânâ’ ya göre mûsikî Allah’ ın lisânıdır. Yüce yaratıcı Bezm-i Elest’ te ruhlara mûsikî ile seslenmiştir. Bu sebepten hangi milletten, hangi dilden olurlarsa olsunlar, insanlar mûsikî ile aynı duyguları paylaşabilirler. Hiçbir sanat insan rûhuna mûsikî kadar doğrudan doğruya ve içinden kavrayacak şekilde nüfûz edemez. Mûsikî, son derece değerli bir mânevî temizlenme, ferahlama ve yücelme vâsıtasıdır. Rûhu kir ve paslardan temizlediği gibi, ona batmış olan dikenleri de ayıklayarak tedâvi eder. Mûsikî ile temizlenmeyen rûh yükselemez, aksine yerdeki bayağı ihtiraslara bulaşarak kirlenir ve körelir. Gerçek mûsikî insana hayvânî hisleri hatırlatmak şöyle dursun, ona “sonsuz varlık” ı hissettirir, sezdirir. Bu sezgiyle onu O’ na yaklaştırır ve nihâyet ulaştırır. Bunda en etkili ses ise ney sadâsıdır.


Hz. Mevlânâ’ nın fesefesinde ney, “insan-ı kâmil” in (yani bir takım merhalelerden geçerek olgunlaşmış insanın) sembolüdür ve aşk derdini anlatmadadır. Benzi sararmış, içi boşalmış, bağrı dağlanarak delikler açılmış, ancak Yüce Yaratıcı’ nın üflediği nefesle hayat bulan, tıpkı insan gibi geldiği yere özlem duyan ve delik deşik olmuş sînesinden çıkan feryâd ve iniltileri ile insanlara sırlar fısıldayan bir dosttur. Bu sebeple ney, mevlevîlerce kutsanmış ve “ nây-ı şerîf ” diye anılmıştır.


“ Ney hadîs-i râh-ı pür hûn mîküned


Kıssahâ-yı ışk-ı Mecnûn mîküned ”


“ Ney, kanla dolu bir yoldan bahsetmede,


Mecnûn’ un aşkından hikâyeler anlatmadadır.”


“ Âteş-i ışkest ke’ender ney fütâd


Cûşiş-i ışkest ke’ender mey fütâd ”


“ Aşk âteşi ki neyin içine düşmüştür,


Aşk coşkunluğu ki meyin içine düşmüştür.”


“ Hem çü ney zehrî vü tiryâkî ki dîd


Hem çü ney demsâz ü müştâkî ki dîd ”


“ Ney gibi hem zehir, hem panzehir,


Ney gibi hem hemdem, hem müştâkı kim gördü? ”


Kaynak : Neyuretim.
Bu soru genelde linux ile yeni tanışan kullanıcılar tarafından sorulmaktadır. Virüs insanları o kadar çok etkiledi ki , her an her şeyin bir anda yok olacağına inanıp internete girmeye cesaret edemeyen insanlarımız var.



Linux kullanıcıları asla unutmasın ki , linux kurulu ( sürümü fark etmez ) bir bilgisayara kesinlikle virüs programı kullanmanıza gerek yok.


Neden?


Çünkü ; Windows virüsleri linux üzerinde çalışmaz, Linux içinde bilinen bir virüs yok. Şu an için böyle bir konu söz konusu değildir.


Ancak Linux üzerinden windows virüslerini temizlemek isterseniz gerekbilir.

Çift İşletim Sistemi


Arama motorlarında genellikle son günlerde aranan en popüler konu çift işletim sistemi olduğu için bu konuyu ele almak istedim..



Arkadaşlar bir PC’de çift işletim sistemi kullanmanız için en mantıklı yöntem VMware Workstation programını kullanmaktır.


VmWare yani Türkçe karşılığı ile Sanal Makine Deposu oldukça rating alan ve çok popüler bir ürün. Çünkü gerçekten büyük işler başarıyor. VmWare ürünlerini tanımlamak için kullanılabilecek en güzel cümle şu olurdu herhalde “Sanal ama gerçekten farksız sistem emülatörü.


VmWare çok çeşitli işletim sistemlerini tek bilgisayar üzerinde çalıştırabileceğimiz bir emülatördür. Örneğin Windows Xp kurulu bir bilgisayar üzerinde VmWare içinden Linux, Novell, Sun Solaris yada diğer Windows sürümlerini çalıştırabilir, hepsini eş zamanlı olarak yönetebiliriz. Bu işletim sistemlerinin hepsi bulundukları pc üzerindeki aynı donanımı kullanır ve bu durum hiçbir sıkıntıya yol açmaz. İşte bunu sağlayan VmWare sanallaştırma teknolojisidir.


VMware Workstation kanıtlanmış bir yazılımdır. Yazılımcılar için vazgeçilmez bir programdır. Bu programı indirmenizi ve sürekli program üzerinde kendinizi geliştirmeyi tavsiye ediyorum. Sürekli işletim sistemleri ile ilgilenen kullanıcılar için mükemmel bir programdır.


VMware Workstation kullanıcılara;


Bir bilgisayarsa multi-tier uygulamaları konfigüre ve test etme, uygulama güncelleme, ve işletim sistemi yamaları.


Tekrarlanan konfigürasyonları ve kurulum zamanını azaltan arşivlenmiş test ortamlarını kolaylıkla restore etme ve paylaşma


Öğrencilere her zaman güvenli, ve izole edilmiş sanal makinelere temiz durumda ve birden çok işletim sistemi, uygulama, ve araç deneyimi ile başlayan bilgisayar tabanlı eğitim sağlar.


Her şeyden önce, en az 4 GB boş alana sahip olan bir sabit diske ihtiyacınız olacak. Önemli veriler içermeyen bir sabit disk bölümünü kullanabilirsiniz..


Programı google aracılığı ile VMware.Workstation.7.0 yazarak download edebilir ve resimli anlatımlı konular ile kurabilirsiniz. Ancak , bu konu hakkında yardım almak isteyen arkadaşlar olursa iletişimden bana ulaşabilir , bu konu hakkında yardım alabilirler..


Resmi internet web sitesi : https://www.vmware.com/



10 Ekim 2010 Pazar

Ne Türk Nede Alman..





İnterter haber sitesinde aşağıdaki haber şöyle yayınlanmıştı;Türkiye Milli Takımı yerine Almanya’yı tercih etme nedeni tartışılan Mesut Özil’le ilgili çok önemli bir belge ortaya çıktı.



İşte Mesut’un Türk Milli Takımı’nı reddettiği belgenin hikayesi:

“Ay-yıldızlı ekibin 15 Kasım 2006′da İtalya’yla Bergamo’da yaptığı ve 1-1 berabere kaldığı özel maçın kadrosuna dönemin teknik direktörü Fatih Terim tarafından o zaman 18 yaşında olan Mesut Özil de davet edilir. Ancak 2 Kasım 2006′da Türkiye Futbol Federasyonu’na 7 satırlık İngilizce bir yazı gönderen Mesut Özil, Ay-yıldızlı ekipte forma giymek istemediğini kesin bir dille ifade eder ve bundan sonra kendisine herhangi bir davet gönderilmemesini ister.” Yazdığı satırların altına imzasını atan ve daha o dönemde Almanya Milli Takımı’nı tercih edeceğini açıkça belli eden Mesut, geçtiğimiz gün de yaptığı bir açıklamada kendi vatanı olarak Almanya’yı gördüğünü ve başka bir ülkenin formasını giymeyi aklından bile geçirmediğini söylemişti.


****

Günlerdir bu adam tartışılıyor. Aslında tartışılacak bir durum söz konusu değil. Sakız gibi uzatmamak lazım. Bu adamın bir önceki röportajında ” Türklüğü üçünçü kimlik olarak gördüğünü ” söylemişti. Aslında gerçek yukarıdaki haber değil. Eğer Mesut Milli Takım formasını giyseydi almanya pasaportundan olacaktı ve bunu kaybetmemek uğruna giymedi. Giymeside problem değil çünki; ülkemizde ondan daha iyi futbolcu kardeşlerimiz var. Sadece ona kalmadı koskaca Milli Takım.

Asıl Mesele bana göre bunun Türk olduğunu görerek futbolu ile onunla övünen Türkler.. Bugün geçmişini inkar eden , yarında geleceğini inkar eder. Başka Milli Takım forması giyme izni verilse bu kardeşimiz onada koşarak gider benim ülkem der bundan hiç şüphem yok. Aslını inkar etmeyeceksin, edeceksende ben Türk’üm demeyeceksin. İyikide Milli Formamımızı giymemişsin , kim bilir belkide daha kötü satışlara uğrayabilirdik en azından buna çok seviniyorum..




29 Eylül 2010 Çarşamba

Bilişim Harcamaları

Günümüzde, bilgi ve iletişim teknolojilerini yoğun olarak kullanmakta olan eğitim kurumları, hızla değişen dünya standartlarını yakalayabilmek için giderek daha çok maddi kaynağa gereksinim duymaktadırlar.

Çoğu zaman kaynakların yetersiz kalmasıyla, gerekli yatırımlar güçlükle yapılabilmektedir. Özellikle üniversitelerin yazılım ve donanım ihtiyaçlarının kapsamı devamlı olarak genişlemekte, kaynak tahsisi ile birlikte satın alma anlaşmalarının yönetimi de zorlaşmaktadır.

Dünya genelinde tüm eğitim kurumları benzer sıkıntılar yaşamaktadırlar. Bu sorunların çözümü yolunda, bilişim teknolojileri gereksinimlerini karşılamak ve ortak bir satın alma gücü oluşturmak amacıyla çeşitli ülkelerde eğitim kurumlarını bir araya getiren, birtakım oluşumlar gözlenmektedir. Bu sayede yüksek oranlı ortak bir satın alma gücü oluşturularak, tedarikçi firmalarla yapılan anlaşmalar sonucunda büyük indirimler sağlanmaktadır. Bulundukları ülkelere ve üye kuruluşlarına göre farklılıklar gösteren bu oluşumlardan bir kısmının üye kuruluşlarından belli bir miktar ücret almasına rağmen bir çoğu kar gütmeyen konsorsiyumlar ya da gruplar olarak faaliyet göstermektedirler.

Özellikle üniversitelerde yaygın olarak kullanıma sunulmakta olan yazılımları satın alınmasının yanı sıra her yıl düzenli olarak lisans yenileme işlemlerinin takibi ve anlaşmaların tek bir elden yönetimiyle indirimlerin haricinde idari süreçleri de kolaylaştırarak büyük faydalar sağlayan bu kuruluşlardan bazılarını aşağıda sıralayabiliriz:

MEEC (Maryland Education Enterprise Consortium): Konsorsiyum, Maryland Üniversitesi önderliğinde, içlerinde Johns Hopkins Üniversitesi’nin de bulunduğu 153 kurumu bünyesinde toplamaktadır.

 
CHEST (Combined Higher Education Software Team): Akademik dünyadaki en geniş ve başarılı elektronik veri satın alma organizasyonlarından biri olan CHEST, 1993 yılında İngiltere’deki 600 civarında yüksek öğretim kurumunu şemsiyesi altında toplamıştır. Bugün 5000′in üzerinde lisansı ve 130′un üzerinde data, yazılım sözleşmesini yürütmektedir. İrlanda ve bazı İskandinav ülkelerinden (Finlandiya, Danimarka, İsveç) okullar da bu gruba dahildir. Örneğin; Birmingham Üniversitesi, Cambridge Üniversitesi gibi.

 
OETC (The Oregon Educational Technology Consortium): OETC, üyelerinin eğitim teknolojilerini en yüksek düzeye çıkarmak üzere, donanım ve yazılım üreticileriyle çalışarak, en etkili ve en uygun teknoloji kaynaklarını mümkün olan en düşük rakamlarla sağlamak amacıyla oluşturulmuş, kar gütmeyen bir kuruluştur. OETC, 350 eğitim kurumunu bünyesinde toplamaktadır. Alaska, Idaho, Washington, Wyoming, Missouri ve New Jersey gibi, Oregon dışından da üyelerin katılımıyla giderek genişlemektedir.

 
WSIPC (The Washington School Information Processing Cooperative): Washington eyaletindeki 180 okula popüler yazılım ve servislere erişimlerinde indirim sağlamak üzere, yazılım üreticileriyle sözleşmeler imzalayan WSIPC, programlarından yararlanan okullardan herhangi bir üyelik ücreti almamaktadır.

 
MHEC (Massachusetts Higher Education Concortium): 1997′de kurulan ve Massachusetts’deki 95 üniversite ile sözleşmesi olan MHEC, üyesi olan üniversiteler için ortak bir satın alma gücü oluşturuyor. MHEC kar gütmeyen bir kuruluştur.

 
Ohio Institutions: Ohio’da bulunan 15 eyalet üniversitesi biraraya gelerek Microsoft ile “Enterprise License Agreement” (ELA) sözleşmesi imzalamıştır. Bu anlaşma ile dört yılda 2.313.929 USD kar sağlanması beklenmektedir.

Ülkemizde henüz yukarıdaki örnekler kapsamında bir oluşum gözlenmemiştir. Ancak, elektronik kütüphanelerin gelişmesiyle özellikle üniversite kütüphaneleri arasında işbirliği olanakları değerlendirilmeye başlanmıştır. ANKOS (Anadolu Kütüphaneleri Konsorsiyumu) ve OBES (Ortak Belge Sağlama) gibi projeler sayesinde fiyatları hızla artan yayınlar ve bir merkezden tüm yayınların sunulamaması gibi sorunlar giderilmeye çalışılmaktadır. Bu sayede daha az ödenerek daha fazla kaynağa erişim sağlanması planlamaktadır.

 
Kütüphaneler işbirliği örneğinde olduğu gibi ülkemizdeki üniversitelerin bir araya gelerek bilişim ihtiyaçlarını karşılaştırmak ve bir konsorsiyum kurarak ortak bir satın alma gücü oluşturmalarında büyük yarar olacağı düşünülmektedir. Bu uygulamanın hayata geçebilmesi için gerekli düzenlemelerin en kısa sürede tamamlanması ile tüm bilişim harcamalarının yükünün hafifleyeceği ve özellikle yazılımların elde edilmesinde ve lisans yönetiminde büyük kolaylıklar sağlanacağı umulmaktadır.

 
-CISN


30 Ağustos 2010 Pazartesi

  DOST ÖLÜR , DÜŞMAN ÖLÜR , ŞEHİTLER ÖLMEZ , VATAN BÖLÜNMEZ!..

Kurtuluş Savaşı'nın sonucunu belirleyen Büyük Taarruz'un son günü yapılan Başkumandanlık Meydan Savaşı'nın (30 Ağustos 1922) yıldönümlerinde kutlanan ulusal zafer bayramımız kutlu olsun.Bu yıl 88.yıl dönümünü kutluyoruz.

29 Ağustos 2010 Pazar

Günümüzde bilgisayar virüsleri çeşitli zararlara neden olabileceği gibi etkisiz de kalabilmektedirler. Virüsler vücudumuza zarar verdiği gibi bilgisayarlarımıza da zarar verebilirler ve onları çalışmaz duruma sokabilirler. Ayrıca virüsler bilgisayarlarımıza zarar vermekle kalmayıp, bilgisayarlarımızı dinleyebilir ve kişisel bilgilerimizi İnternet ortamına yayarak kimlik hırsızlığına sebep olabilirler.Virüslerden korunmak için onların bulaşma yöntemlerinden haberdar olmakta fayda vardır. Virüsler;



1.Bluetooth, USB, disket, CD vb. taşınabilir cihazlardan bulaşabilir.


2.Ağ üzerinden bulaşabilir.


Birinci bulaşma yönteminde, güvenli kaynaklardan satın alınan malzemelerin kullanımı virüs bulaşma oranını minimuma indirecektir. Burada önemli olan korsan yazılım ürünlerini kullanmamaya özen göstermektir. Fakat korsan olmayan yazılımlarda da virüs olabileceği unutulmamalıdır. Genelde P2P (peer-to-peer) yazılımlarla elde edilen uygulamalar bilgisayarlara kolaylıkla virüs bulaştırabilmektedir.



P2P yazılımları kullanıldığında bilgisayarımız her türlü tehlikeye açık hale gelmektedir. Bu yüzden ihtiyacımız olmayan her türlü uygulamanın kapatılması bilgisayarımızın güvenliği için önem taşımaktadır. Bu konuda işletim sistemleri ile ilgili güvenilir sitelerden edinilen bilgilerle gerekli ayarlamalar yapılabilir.

 
İkinci yöntem (ağ üzerinden bulaşma) ADSL ile İnternet’in yaygınlaşması ve kablosuz ağların çoğalması ile birlikte tehlikeli bir boyuta ulaşmıştır. Şifresiz ve güvenliksiz ağlara bağlanılması ya da ev/iş ortamında bulunan İnternet bağlantısına şifre konulmaması ile ağı kullanan bilgisayarlara virüs bulaşma ihtimali artmaktadır. Ağa bulaşan bir virüs bilgisayarlarımıza fiziksel olarak zarar vermese bile, ağ trafiğini arttırarak varlığını hissettirebilir.

 
Bilgisayarımıza virüs bulaşmaması için alabileceğimiz önlemlerin bazılarına bir göz atalım:



•Kullanılan işletim sisteminin güncelliği sağlanmalıdır. Korsan olmayan ürün kullanımı güncellemelerin daha düzenli olmasını sağlayacak ve virüs tehlikesinden bizi kısmen de olsa koruyacaktır. Bu yöntemde web tarayıcılarının güncelliği en öncelikli olmakla beraber kullanılan tüm uygulamaların güncelliği sağlanmalıdır. Lisanslı yazılımlara (ücretli ya da açık kaynak kodlu) sahip olduğunuzda satın aldığınız ürün ile birlikte aynı zamanda belirli bir süre yazılımının güncelleme haklarına da sahip olursunuz. Sadece işletim sisteminin güncel olması da elbette bizleri virüslerden koruyamayacaktır.


•Virüslerden korunmak için ayrıca antivirüs yazılımları ve güvenlik duvarları kullanmak yararlı olmaktadır. Antivirüs yazılımlarının daha çok, eski ve bilinen virüslere yönelik koruma sağladığı unutulmamalı, bu yüzdende sürekli olarak güncellemesi yapılmalı, yeni çıkan virüslere karşı bağışıklığı arttırılmalıdır. Korsan yazılım kullanıldığında, kullandığınız antivirüs yazılımını güncelleme imkanınız olmayacağı için bilgisayarınız virüslere ve saldırılara karşı korumasız durumda kalır, bu yüzden lisanslı yazılım (ücretli ya da açık kaynak kodlu) kullanmak hem bilgilerinizi hem de bilgisayarınızın zarar görmesini engeller. Açık kaynak kodlu antivirüs yazılımlara verilebilecek en güzel örnek GNU Genel Kamu Lisansına sahip “ClamWin Free Antivirus” yazılımıdır. Güvenlik duvarı (firewall) yazılımları ise ağdan gelebilecek virüslere karşı koruma sağlayacaktır, ayrıca bu yazılımlar sayesinde istenmeyen programların İnternet bağlantıları sınırlandırılabilir veya engellenebilir.


•Virüslerden korunmanın en kolay yollarından birisi de virüs bulaşma ihtimalinin düşük olduğu işletim sistemlerine yönelmek olabilir. Bu konuda Linux veya BSD işletim sistemleri kullanılabilir. PARDUS başta olmak üzere pek çok açık kaynak kodlu işletim sisteminin resmi yansısıyız. Ücretsiz olarak dağıtılan bu işletim sistemlerini masaüstü olarak kullanmanın artık çok da zor olmadığını söyleyebiliriz.


Son olarak, bilgisayarımıza virüs girdiğinde bunun nasıl farkına varacağımıza bakalım. Bu durumların en önemli belirtisi bilgisayarda ani bir yavaşlama olmasıdır. Bunun yanı sıra istenmeyen İnternet sayfalarının açılması, beklenmedik hatalar, daha önce olmayan dosyaların ortaya çıkması veya yerlerinin değişmesi olabilir. Böyle bir durumda bilgisayarınızı en kısa sürede gözden geçirmenizi öneririz. Bunun içinde elinizde mevcut olan “güncel” antivirüs yazılımı ile sistem taraması yapmanız faydalı olacaktır.

 
Bu gibi durumların sebep olacağı olumsuz durumlardan kurtulmak için, sistemimizin düzenli olarak yedeğini almamızda fayda var. Düzgün bir yedekleme için kişisel dosyalarımızı (kullandığımız uygulama ve programları değil) belirli aralıklarla farklı bir ortama – harici disk, CD/DVD – kaydetmek gerekmektedir. Bu yedekleme işlemi için mevcut programlar olsa da, kendimiz de çok basit bir şekilde yedeğini almak istediğimiz dosyaları, eğer harici belleğimiz varsa oraya kopyalayarak ya da aynı dosyaları CD/DVD yazdırma programları sayesinde CD/DVD gibi bir ortama yazdırarak saklayabiliriz. Bu sayede önemli bilgiler içeren dosyalarımızı saklamış ve veri kaybını en düşük seviyeye indirmiş oluruz.

CISN


28 Ağustos 2010 Cumartesi

Linux'un Hangi Sürümü?

Paylasim platformlarinda genelde kullanicilar bu sorunun yanitini aliyorlar.

Yeni başlayanlar için Ubuntu 10.04 öneriyorum..

Linux’u bilip de ubuntu’yu bilmeyen kullanıcıların sayısı az oranla düşüktür. Linux’un en bilinen kolu olan Ubuntu’nun kurulumu oldukça kolaydır.

Linux sürümleri kategori gibidir herkesin bilgisine göre kullanabileği bir çok sürümü mevcuttur. Bilgisini ve kullanacağı alanları yazan arkadaşlara ( iletişimden yardım isteyenlere ) vakit buldukça hangi linux sürümü kullanacağı hakkında( Download ve anlatımlı şekilde ) sağlıklı bilgiler paylaşabilirim.

Linux hakkında bilgi sahibi olmanız için bir hocamızın size makalesini paylaşmak istiyorum umarım işinize yarayacaktır.

Bütün Linux sürümleri, işletim sisteminin temeli olan ortak çekirdeği kullanmaktadır. Fakat farklı firma ve kuruluşlar, açık kaynak kodlu olan çekirdek üzerine kendi değişikliklerini ekleyerek işletim sistemini yapılandırmaktadırlar. Benzer şekilde Linux sürümlerinde kullanılan temel programların büyük bir kısmı da açık kaynak kodlu olduğu için ortak programlar farklı uyarlamalarla sürümlerde yer almaktadır. Açık kaynak kodlu yazılımların getirdiği bu avantajdan dolayı Internet ortamında pekçok Linux sürümü yer almaktadır. Bu sürümlerin büyük bir kısmı küçük çapta (bir ya da iki disketlik sürümler) olduğu gibi, bazı büyük Linux sürümleri geliştirilmediği için zamanla kaybolmuştur. Benzer şekilde isteyen herkes The Linux Bootdisk HOWTO adresindeki yardım dosyasından yararlanarak ya da http://www.linuxfromscratch.org sitesindeki belgeleri inceleyerek kendi Linux sürümünü hazırlayabilir. Bu tecrübe ile Linux hakkında temel düzeyde pekçok bilgi edinebilirsiniz (Orta düzey kullanıcılar ve meraklıları için tavsiye edilir).

Internet ortamında yaygın olan Linux sürümleri hakkında bilgiye ve web sitelerine Linux Online – List of distributions adresinden erişilebilir. Bu siteden şu aşamada 168 Linux sürümüne ulaşılabilmektedir. Yukarıda belirttiğimiz gibi sitede yer alan Linux sürümlerinin içerisinde bir ya da iki disketlik sürümlerin (2-Disk Xwindow Linux, Floppix, RoLinux, SmalLinux, TinyLinux vb.) yanında özellikle belli dil ve ülke desteği için hazırlanan sürümler (Gelecek, TurboLinux, MiracleLinux, ZiifLinux vb.) ve farklı platformlarda, pekçok dil desteği olan Linux sürümleri (SuSeLinux, RedHat Linux, MandrakeLinux, SlackwareLinux, DebianLinux, CalderaLinux vb.) de bulunmaktadır.


Zaman içerisinde Gelecek, SuSe, Corel, TurboLinux gibi bazı Linux sürümleri ücretsiz dağıtımlarını sonlandırmış ve belli bir ücret karşılığında sunulmaya başlanmıştır. Olaya bu açıdan bakıldığında “Tüm Linux sürümleri sonunda bu noktaya mı gelecek?” sorusuna kişisel olarak “Açık kaynak kodlu yazılım felsefesi devam ettiği sürece Linux maratonu belli kulvarlarda ücretsiz olarak sürecektir” cevabını verebiliriz. Başka bir deyişle Linux işletim sistemi, Microsoft firmasi gibi belli bir kuruluşa bağımlı olmadığı için firmalar kendi sürümlerini serbest kullanımdan kaldırabilirler, fakat bu hiçbir zaman Linux’un tekelleşmesine neden olmayacaktır.
ODTÜ Bilgi İşlem Merkezi olarak, Linux işletim sistemini tanıtmak ve yaygınlaştırmak üzere bilgisayar salonlarımızdaki sistemlere yüklediğimiz, RedHat 7.3′ün uyarlaması olan METU-CC Linux ve hazırlamış olduğumuz “Linux İşletim Sistemi” kitabının yanında, kütüphanemizde halen ücretsiz dağıtılmaya devam eden Slackware, RedHat ve Mandrake Linux sürümlerini, maliyeti karşılamak için cüzi bir ücret karşılığı kullanıcılarımıza ulaştırmaya başlamış bulunuyoruz. Bu noktada kullanıcılarımızdan gelecek “Hangi sürümü kullanmalıyım?” sorusuna ışık tutmak için sürümlerin özelliklerinden ve farklarından bahsedeceğiz.

Slackware:
İlk Linux sürümü olan Slackware, metin tabanlı kurulumu ile daha ilk aşamada yeni kullanıcılar için Linux’un zor olduğu izlenimi yaratabilir. Hata kurulum sonrası sistem yapılandırması için, hazır yapılandırma araçlarındansa yapılandırma dosyalarının elle değiştirilmesini tercih etmektedir. Az da olsa netconf, pkgtool gibi yapılandırma araçları metin ortamında çalışmaktadır. Program kurulumu için tgz paketlerini kullanılması program yükleme ve kaldırma işlemleri için kolaylık olarak değerlendirilebilir. Bunun yanında Linux dünyasında yaygın olarak kullanılan RedHat tabanlı sürümler için hazırlanmış RPM paketlerini de desteklemektedir.


Slackware paket yapılandırma programı pkgtool ekran görüntüsü



Bu dezavantajlarına rağmen, Linux işletim sisteminin yapısını anlama ve daha detaylı bilgi edinme yolunda orta ve ileri düzey kullanıcılara önerilebilecek bir sürümdür. Ayrıca sürüm olarak kararlı yapısından ve hızından dolayı özellikle sunucu sistemlerde tercih edilmektedir. Şu aşamada 8.1 sürümünde olan Slackware’in 9.0 sürümü test aşamasında olmasına karşın uzun süre geçerliliğini koruyacağa benziyor.

RedHat:
Linux dünyasında en çok kullanılan sürümlerin başında gelmektedir. Hızlı bir gelişme katederek bugün 8.0 sürümüne ulaşmıştır. Özellikle 8.0 sürümünde zenginleştirdiği grafik arayüz kurulum ve yapılandırma uygulamaları ile Linux kullanımını kolaylaştırma yönünde önemli gelişmeler göstermiştir. Bunun yanında, en büyük açık kaynak kodlu yazılım olan OpenOffice ofis uygulamaları paketinin 1.0.1 sürümünü de dağıtımla birlikte sunmaktadır. Bu özelliği ile gerek iş istasyonu olarak, gerekse sunucu sistem olarak kullanılabilecek paket işletim sistemi halinde kullanıcılara ulaşmaktadır. Kararlı paketler kullandığından dolayı sunucu sistemlerde de yoğun olarak tercih edilmektedir. Program kurulumu olarak RPM paketlerini kullandığı için rpm komutunun ve grafik arayüz programlarının sağladığı program yükleme ve silme kolaylıklarını sunmaktadır


RedHat8.0 sürümünde grafik ortamda çözünürlük ayarı
Bu avantajlarının yanında kurulum aşamasında Türkçe dil desteğinin olmaması, 8.0 sürümünde (çok küçük de olsa) yer alan Türkçe dil desteği ve grafik uygulamaları sorunlarından dolayı 8.1 sürümünün yakın olduğunu düşünüyoruz
.
Mandrake:
RedHat işletim sistemini temel alarak yola çıkan Mandrake bugün 9.0 sürümüne ulaşmış bulunuyor. Mandrake, Türkçe ve kolay kurulum desteği ve kurulum sonrası yapılandırma için sunduğu grafik arayüz araçları ile Linux ile yeni tanışan kullanıcılar için son derece ideal bir sürümdür
Grafik ortamdan sistem yapılandırması için kullanılacak Mandrake Control Center 9.0



Özellikle Pentium işlemcili sistemler için tasarlandırıldığı için kendine özgü mdk.i586.rpm uzantılı paketlerin yanında standart RPM paketlerini de kullanabilir. Mandrake’nin en büyük özelliklerinden biri halen daha kararlı çekirdeğe eklenmemiş ve taşınabilir medyalara erişmek için kullanılan “supermount” desteğini uzun süreden beri standart dağıtımında varsayılan ayar olarak kullanıyor olmasıdır. Bunun gibi diğer kararlı olmayan programları da sürümlerinde kullandığı için güncellemeleri yoğun olarak duyurulmaktadır. Bu dezavantajından dolayı özellikle sunucu sistemlerde pek fazla tercih edilmemektedir. RedHat8.0 gibi, 9.0 sürümünde OpenOffice ofis uygulamaları paketini Türkçe dahil pekçok dil desteği ile sunmaktadır. Mevcut sürümler içerisinde Türkçe desteği en zengin olması, kullanım ve yönetim grafik ortam uygulamaların zenginliğinden dolayı başlangıç düzeyindeki kullanıcılar için önerilebilecek bir sürümdür. Linux’un ilk günden başlayarak bugün bulunduğu noktaya gelinceye kadar katettiği yola bakınca, yarın çok daha ileri düzeyde ve kullanışlı bir yapıya kavuşacağını düşünüyoruz. Bunun için bu yazımızda ileri sürdüğümüz görüşler, gelecek sürümlerde tamamen değişebilir. Linux dünyasının gizemlerini ve güzelliklerini keşfetmek için bütün sürümleri deneyerek kendi seçiminizi yapmanız en doğru karar olacaktır. Minik penguen her an sizlere yardımcı olmak için görev başında bekliyor.

24 Ağustos 2010 Salı

Linux Temel Bilgiler

Linux Dizinleri



Linux dizinleri genel olarak Unixten alınmışlardır ve birçok Unix türevinde benzerlikler gösterirler.Fakat çeşitli farklılıklar hem Unix türevleri hem de Linux dağıtımları açısından mevcuttur.Genel olarak başta bilmeniz gerekenle aşağıdaki gibidir.

 / = Kök dizin.Esas dizindir.Herşey bu dizinin altındadır.Windows un aksine \ değil http protokolüne benzer / ile ayrılan dizin sistemini kullanır.


Bin = Kabuklar,uç birimler,konsol komutları saklanır.


Boot = Önyükleyici(LİLO) ve ayarları,Kernel image dosyaları vb. saklanır.


Dev = Aygıtlar burada saklanır.


Etc = Yapılandırma dosyaları burada saklanır.


Home= Kullanıcıların özel belgeleri vb. saklanır.Her kullanıcının home dizini kendisine aittir.


Lib = Yazılımları çalıştırmak için gerekli kitaplıklar saklanır.(Library-Kütüphane)


Mnt = Mount dizini.Diğer disk bölümleri,CD vb. depolama aygıtları saklanır. Ve buradan bağlanır.


Proc = Sanal bellek.Çalışan süreçler PID lerle ayrılarak saklanır.


PID Process ID(Süreç Numarası) demektir. “ps aux
grep süreç_adı” ile bir sürecin PID’i öğrenilebilir.


Root = Sistem yöneticisinin özel dizini.Konsolda “su” komutu ile geçilir.


Var = Çeşitli programların çalıştırıcı dosyaları burada saklanır.


Sbin = Bazı durumlarda sistem bin dizini olarak ayrıca bulunur


Tmp = Geçici dosyaların tutulduğu yerdir.


Opt = Opsiyonel dizin.bazı dağıtımlarda KDE,GNOME,OpenOffice.org vb. nin saklandığı dizindir.(SuSE vb.)


/var/spool = Yazıcı işleri


/var/cache/apt/archives = APT adlı paket yöneticisinin paketleri sakladığı dizin.(Debian,Connectiva,SuSE,Fedora vb. altında kullanılabilen apt aslında debiana özgü bir paket yöneticisidir.)


/etc/make.conf = Gentoo vb. bazı dağıtımlarda derleme seçenekleri dosyası


/var/www = Apache sunucu dizini


/var/mail = Eposta sunucusu dizini


/etc/X11 = X sunucusu ve pencere sisteminin ayarları.


/etc/apt/sources.list = APT poaket yöneticisi kaynaklar dosyası


/usr/portage = Gentoo dağıtımının paket sistemi


/usr/portage/distfiles = Gentoo kaynak kodlar dizini


/etc/init.d ya da rc.d = Açılışta başlatılacak init işlemleri dizini.Slackware dağıtımı RC kullanır,diğerleri genellikle SysV tarzı init kullanırlar.


/etc/shadow = Shadow kullanan dağıtımlarda şifre dosyası


/var/cache/urpmi = Mandrake URPMI paket yöneticisi arşiv dizini


/usr/share/themes = KDE ve GNOME tema dizini


/usr/X11R6/lib/X11/icewm-themes = IceWM temaları


/etc/motd = Günün mesajı


17 Ağustos 2010 Salı

17 AĞUSTOS

17 Ağustos Marmara Depreminde hayatını kaybedenleri saygıyla ve rahmetle anıyorum..

Marmara depreminde şehir dışındaydım , depremi öğrendiğimde ve aldığım haberlerde Ailemin oturduğu semtin yerle bir olduğunu öğrendiğimde dünyam başıma yıkılmıştı. Bütün çabalarıma rağmen aileme saatlerce ulaşamadım. İşte bu hayatta çaresizliğin ne demek olduğunu en çok 17 Ağustos bana öğretti…


17 Ağustos insanların en güvende hissetikleri evlerinin en büyük düşmanları olabileceğini fark ettikleri gündür..

11 yıl geçmesine rağmen halen bir ilerme yok.

 
17 OCAK 1995 Kobe’de 7.3 büyüklüğünde deprem oldu ve binlerce insan öldü..

 
17 OCak 2006 , yıkılacak olan binalar tek tek tespit edildi binlerce bina yıkıldı. Dünyanın en büyük deprem simülatörü kuruldu.. Otoyol ve havaalanları kuruldu. Yani 10 yılda şehri yeniden inşa ettiler..

Bugün 17 Ağustos 2011 ve aradan 11 yıl geçmesine rağmen 1 yılda önde olmamıza rağmen izmitte orta hasarlı binalarda halen yaşayan insanlar var. Depremde oturduğum binanın yan yatması halde ve orta hasarlı olmasına rağmen halen o bina duruyor ve yıkılmadı.. Bu sadece benim verebileceğim küçücük bir örnek.

Yapım hatalarından dolayı çöken binaların sorumlusu olan mütahitlerin bir kısmı aftan yararlandı..

Ve şimdi internette, televizyonlarda , gazetelerde ne diyoruz..

UNUTMADIK, UNUTTURMAYACAĞIZ!!!…

Boş laflarla bu ülke hiç bir zaman kalkınamaz. 11 yıldır unutulmadıysa bugun Kocaeli’nde 11 yılda neler yapıldı ? Hiç bir şey..

Mevlananın dediği gibi ” Irmak suyunu tümden içmenin imkanı yok ama susuzluğu giderecek kadar içmemenin de imkanı yok. ”

Biz izmiti yeniden kurun demiyoruz ama en azından 11 yıl önceki afeti ders alarak önlemler alınmasını ve mağdur olan insanlarımızın sorunlarını çözülmesini istiyoruz. Anma törenleri yapacaklarına 11 yıldır geçen bu zamana kadar deprem bölgesinde yapılan çalışmalardan bahsetsinler değil mi ? Sadece anma törenleri , fotoğraf sergisi , etkinlikler vs.. Neden ? Çünkü hiç bir çalışma yok.. Sadece biz bunu yapabiliriz.. Malesef duyarlılık konusunda millet olarak bu tip önemli hususları pek önemsemiyoruz..


İstanbul depremi söyleniyor. 11 yıl önce yıkılacak olan bina sayısı neyse şuan ki yıkılacak bina sayısı aynı… Etkinliklere , anma programlarına aynen devam edelim.. Yukarıda ki resimde yazılan slogan gibi orada kimse var mı? YOK…



16 Ağustos 2010 Pazartesi

Okumak :)

Bir ignliiz üvnisertsiniede ypalıan arşaıtramya gröe, keleimleirn hrfalreiinn hnagi srıdaa yzalıdkılraı ömneli dğeliimş. Öenlmi oaln brinci ve snonucnu hrfain yrenide omlsaımyış. Ardakai hfraliren srısaı krıaışk osla da ouknyuorumş. Çnükü kleimlrei hraf hraf dğeil bir btüün oalark oykuorumuşz. Bıakn nsıal da düügzn oudkuunz, iignlç dieğl mi?

Mehterin Tarihçesi


Dünyanın en eski bandosu olarak kabul edilen Mehterin tarihi VII. Yy. da yazılmış ve Türk tarihinin en eski yazılı kaynağı olan Orhun yazıtlarına kadar uzanmaktadır.Mehter, Türk kahramanlığının ve evrensel boyutlara ulaşmış anlayışının günümüzdeki görkemli bir anıtıdır.

Dünya askeri tarihinin bu ilk bandosu geçmiş dönem Türk müziğinin coşkulu ritimlerini de bugüne taşımaktadır.

Mehterin giysileri renk ve biçim bakımından ayrı bir güzellik arz eder.Giysilerinde tüm renkleri görmek mümkündür. Kullandığı enstrümanlar kaba zurna,boru, kös, davul, nakkare, zil ve cevgendir.

Askeri müzik tarihinin başlangıcı ve dünya askeri bandolarının temel taşı olarak kabul edilen Mehter, bugün Genel kurmay Başkanlığı�na bağlı İstanbul askeri Müze ve Kültür sitesi bünyesinde faaliyetlerini sürdürmektedir.


Yurt içinde yurt dışında verdiği konserlerle tüm dünyanın ilgisini üzerine çeken Mehter, varlığını ve etkili gücünü asırlar sonra bugün de sürdürmekte, Türk toplumunun gönlünde sıcak yerini korumaktadır.





15 Ağustos 2010 Pazar

İnsanlığın aydınlanmasında en büyük rolü hiç kuşkusuz Modern Bilim rol oynuyor. Hatta Bilime tapanlar bile var. Ancak bazen birçok bilim adamının çokta geniş fikirli olduğunu söyleyemeyiz. Hatta dünyaya at gözlükleriyle baktıkları bile söylenebilir. Onlar bir doktrini temel alarak yollarına devam etmekte ve aldıkları bilimsel öğretilerin sınırlarını zorlamadan olaylara açıklık getirmektedirler. Buda bazen dar görüşlü teorilere yol açmaktadır. Klasik tarih ve diğer bilim öğretilerine ters düşen ve bir muamma olarak karşılarına çıkan bir çok olayı ve buluntuyu "vardır mantıklı bir açıklaması " deyip geçiştirmekte , hatta incelememektedir. Çünkü ulaşacağı sonuçlar hiçte klasik tarihin sıralamasına uyacak cinsten olmayacak. Klasik yolu değiştirmek istemediklerinden dolayıda bu buluntuları görmezlikten gelmekte, tartışmalara girmemektedirler. Buradaki amaç bilim adamlarını kötülemek falan değil. Bilime karşı olmakta saçmalıktır. Ancak düşünce, Klasik bilimin daha geniş fikirlilikle incelemeler yapması ve insanlığı gerçeklerle aydınlatmasıdır. Evrim teorisinde olduğu gibi yüzyıllar öncesinin yanılgılarını devam ettirmek yerine yeni sayfalar açarak insanlığı gerçeklerle buluşturmak onların görevi olmalı. Şimdi gelin bakalım, şu dünya üzerinde bulunan ve bilimin görmezlikten geldiği , tarihimizin karanlıklarından buluntulara kısaca göz atalım. Buluntular sadece bunlarla sınırlı değil tabiki.




Mısır , Dendera 'daki Hathor tapınağında göze çarpan ampuller. Bu ampuller kıvrımlı kablolar ile bir jeneratöre veya açma kapama düğmesine bağlıdırlar. Ampul şeklindeki cismin içine bir yılan tasviri konulmuş. Bu da ampulün içindeki ince teli gösteriyor olabilir.

 


Rudolf Gantenbrink tarafından Büyük Piramitte keşfedilen bakır kulplu kapı. Resim UPUAUT 2 adlı bir araştırma robotu tarafından çekilmiştir.. Hangi amaca hizmet ettiği bilinmeyen gizemli kapı ,kraliçe odasından başlayan güney kanallarında yer almaktadır. Bu kapının arkasında başka bir kapı daha bulunmuştur. Yapılan bazı araştrmalar sonucunda içinde ne oldğunu bilmediğimiz bir oda veya odalar bu ikinci kapının arkasında bulunmaktadır.. Aynı kapıdan kral odasından başlayan kuzey kanallarındada bulunmuştur. Burada sorulan en önemli soru şu : Görünüşte hiçbir amaca hizmet etmeyen bu kapılar Neden buralara kondu ?





 
Yukarıdaki resimde gördüğünüz çekiç bir kum taşı içinde bulunmuştur. Yani Prensibe göre ,bu kum taşı oluşurken çekiç oradaydı. Keşif 1844 yılında Fizikçi David Brewster tarafından yapılmıştır (Kingoodie , Myinfield - İngiltere). İngiliz jeoloji araştırma merkezinden dr. A. W. Med tarafından yapılan analizlerde bu kum taşının yaşının 360 ile 460 milyon yıl olduğu saptanmıştr. Yani çekicinde o kadar eski olması gerekiyor. Yorum sizin...

Üzerinde oyularak yapılmış, tam gelişmemiş olsada rahatlıkla farkedilen bir insan yüzü bulunan bir deniz kabuğu. Bu buluntu 1881 yılıında jeolog H. Stopes tarafından rapor edilmiştir.Yapılan testler sonucunda, oyma işleminin kabuklu henüz yaşarken yani fosilleşmeden önce yapıldığı ortaya çıkmıştır.Bu deniz kabuğu Pliocene devrine ait ve 2 milyon yıllıktır.




Bu metal kürecikler Güney Afrika, Klerksdorp 'tan. Birinin üzerinde kürenin çevresini dolaşacak şekilde birbirine paralel 3 çizgi oyulmuştur. Bu küreler Cambrian devri öncesine ait pek çok mineral arasında bulunmuştur (2,8 milyar yıl öncesi). Bu kürelerden bazıları 6 milimetre kalınlığında, ince bir kabuğa sahiptirler. Bu ince kabuk kırıldığı zaman kürenin içinden süngerimsi garip bir şey çıkıyor.Bu süngerimsi şey havayla temas edince parçalanıp toz haline geliyor. Bu kürelerin ne oldukları ,ne amaçla yapıldıkları bilinmiyor. Üstelik 2,8 milyar yaşındalar. İnsanın inanası gelmiyor ancak bilimsel veriler bunlar.





Bu kaya parçasının üzeri doğal kristallerle kaplanmıştır.içinde bir boşluk bulunmuştur. Bu boşlukta, malzemesini metal ve porselenin oluşturduğu garip bir cisim bulunmuştur.


Resim A : Kaya parçasının iki parçaya bölünmüş hali.


Resim B : Taşın her iki yarısının iç kısmını görüyoruz.


Resim C : Radiography tekniğiyle içindeki cismin resmi çekiliyor. Cisim o kadar eski olmasına rağmen metal bir yapıdadır. Bu cismin üzerinde meydana gelen ve onu kaplayan kristal oluşumlu kabuğun oluşabilmesi için 500.000 yıl (beş yüz bin yıl) geçmesi gerekiyor !


Resim D : Yan taraftan çekilen radiography resminde metal cismi daha ayrıntılı bir şekilde görüyoruz.


Sonuç olarak bu garip cisim 500.000 yıl yaşındadır. Günümüzde bir şeye ait bir parça olsaydı ,çoktan ne olduğu tespit edilirdi.





Japonya 'nın Yonaguni adasının yakınında , denizin 23 metre altında insan yapısı olduğu apaçık belli olan piramitler bulunmaktadır. 183 metre genişliğinde ve 27 metre yüksekliğindeki bu piramitler yaklaşık , 8000 - 10.000 yıllıktırlar.


Peru'daki bu duvarlar ile kesin bir benzerlik göstermektedir. Bu arkeolojik duvarlar bir gizem taşımaktadırlar çünkü ,antik çağlarda yapılmalarına rağmen ,bu kadar kusursuz bir şekilde işlenip yerlerine koyulana kadarki aşamalar için yüksek bir teknoloji ve bilgi gerektirmektedirler. İnsanın açıklayamadığı , garip iç ve dış açılara sahip bu duvar taşları hakkında cevabını bilmediği sorular ise şunlar : Nasıl taşındılar?Nasıl ölçülüp nasıl kesildiler ? Nasıl bu kadar doğrulukla yerleştirildiler ? Hemde ilkel insanlar tarafından.






 
Bazı ,yukarıdaki resmin orta kısmında görüldüğü gibi ,birbirine paralel kilometrelerce ve hatta dağları ,vadileri aşarak uzanmaktadırlar. Bu çizgileri kim takip ediyordu ve ne amaçla ?






Mısır 'daki Abydos tapınağındaki hiyerogliflerde ,helikopteri ,tankı, kargo uçağını ve planörü çağrıştıran şekiller vardır. Bu hiyeroglifler başka hiyerogliflerin altına gizlenmişlerdi. İlk tabaka hiyerogliflerin yerinden kopup düşmesiyle bu esrarengiz şekiller gün yüzüne çıkmıştır.



 
Bu daire şeklindeki taş oluşumları 30 metre çapındadır ve Loch Ness gölünün dibinde görüntülenmiştir.



Lochness canavarını gösteren bu fotoğraf 70 'li yıllarda çekildi. (Gerçekmi değilmi bilemiyoruz.)






1900 'lü yılların başlarında 250 civarında hiyeroglif Sydney 'in 100 km. kuzeyindeki Hunter Valley ulusal parkında keşfedilmiştir (Avustralya). Bunlar antik Mısır hiyeroglifleridir. Kuşkuya yer bırakmayacak olan Eski Mısır Tanrısı "Anubis" çizimi ile birlikte hiyeroglifler şu soruyu akla getiriyor: Acaba Eski Mısırlılar Avustralya 'yamı gitmişlerdi ?




Kafatası Peru'da (Ica) bulunmuştur. İlk bakışta günümüz insanının kafatasına benzemektedir, ancak soru işaretlerine yol açan bir kaç etken öne çıkmaktadır. Göz boşlukları günümüz insanının göz boşluklarından %15 daha büyüktür. Beynin yer aldığı boşluk ise 2600 ccm ile 3200 ccm arasında değişmektedir. Şu andaki insanın kafatasındaki beyin beyin boşluğu kapasitesi 1450 ccm 'dir ...





 
Yukarıda Alban Dağına kazınmış pervaneli bir uçağı hatırlatan eski devirlere ait bir resim görüyorsunuz. Olmek topluluğunun inanılmaz ve çözümlenemeyen örneklerinden birisidir.










Bu altın maket Kolomb öncesi döneme ait bir mezarda bulunmuştur. Yaklaşık 1800 yıllıktır. Görünüşe göre bir uçağın doğru ölçekli maketi gibi duruyor. (Delta kanatlı ,motor yerine sahip ,pilot kabini var ,kuyruk kanatları bile doğru şekilde tasvir edilmiş.) Güney Amerika 'da buna benzer bir çok eser bulunmuştur.










Buache Haritası 1737 'de eski yunan haritalarından kopyalanarak çizilmiştir. Harita Antartika 'nın buzla ötülü olmadan önceki halinide göstermektedir. şaşırtıcı olan ise şu: Eğer bugün Antartika buz ile örtülü olmasaydı Ross ve Weddell denizleri bu kara parçasının ortasından geçerek kıtayı 2 büyük parçaya ayırmış olacaktı. Ancak modern jeoloji araştırmaları sonucunda 1968 yılında bu gerçeğin farkına varılmıştı.










Peru 'daki Ica çölünde bulunan ve binlerce yıl öncesine ait Ica taşları akılları karıştırıyor. Dr. Javier Cabrera büyük bir sabırla bu taşları koleksiyonunda toplamış ve binlerce taştan oluşan bir müze açmıştır. Bu taşlara kazınmış olarak , kalp naklini göstern ameliyatlardan dinozorları avlayan insanlara kadar bir çok olay gösterilmektedir. Hatta evcilleştirilmiş dinozorların üzerinde oturan insanlar bile tasvir edilmiştir.










Alışıldık olmayan bu spiral cisimler 1991 - 1993 yılları arasında Rusya'daki Ural dağlarının doğusunda bulunan küçük bir dere olaran Narada 'da bulunmuşlardır. Boyları en fazla 3 cm. olan bu cisimlerden (inanılmaz ama) 0,003 mm. olanlarıda bulunmuştur. Büyük olanları bakırdan , küçük ve çok küçük olanları ise çok ender rastlanan "tungsten" ve "molybdenum" maddelerinden yapılmıştır. Mikroskopla yapılan incelemeler sonucunda spiraller kusursuz bir biçimde "altın oran" tekniğiyle yapılmıştı. Dahada şaşırıcı olan şey ise: bütün bilimsel incelemelerin gösterdiği gibi bu cisimlerin yaşlarının 20.000 ile 318.000 yıl arasında değiştiğidir. Bu yaş farkı cisimlerin bulundukları derinliğe göre değişmektedir.










Tarih öncesi devirlerde yaşamış olan Toxodon 'nun bulunan birkalça kemiği. (Arjantin). Resimde ok ile gösterilen şey ise bir ok veya mızrak ucudur. İnsanın yaşamadığını sandığımız devirde , biri onu avlamış anlaşılan.










1932 yılında Pedro Dağlarında bulunmuş bir mumya. (ABD ,Wyoming eyaleti , Casper şehrinin 60 mil güney batısı). Mumya koyu bronz renginde ve oldukça buruşmuş vaziyettedir. Hayattayken boyu 35 cm. ' yi geçmiyordu !!! Röntgen ışınlarıyla yapılan incelemede bu canlının ağırlığının 5,5 kg. olduğu ortaya çıkarıldı. Cinsiyeti erkek ve bütün dişleri yerinde. Öldüğünde aşağı yukarı 65 yaşında idi. Mumya 350 gr. ağırığındadır. Alnı çok aşağıdadır. Ezik bir burnu ile büyük ve geniş burun delikleri vardır. Çok geniş ağzı ile incecik dudakları bulunmaktadır. Bu yaratık bilinen insan türlerinden çok daha küçüktü. Bazı araştırmacılara göre bu çok küçük boyutlarda olan bir ırkın üyesiydi.










Lübnan 'ın Ballbek şehri yakınlarındaki işlenmiş dev kaya blokları. Bu taşlar binlerce yıl öncesinde buraya getirilmişti. Resimde gördüğünüz parça 1050 ton ağırlıkta ve 25 metre uzunluğundadır. Bu " momolit " takma adlı yekpare blok dünya üzerindeki işlenmiş en büyük taş bloktur. Soru şu: Bu taşları kimler ve nasıl buraya getirebilmişti ?










Peru 'daki bronz dişliler. Modern dişlilerden farkı yok gibi. Tek farkı çok uzun zaman önce yapılmış olmaları...










Ünlü " Kiev Kozmonotu " . Bu heykelcik Avrupa 'da bulunan " uzay adamı " özelliklerini gösteren tek buluntudur. Yaşı çok eskidir.










Tarih öncesine ait küçük japon heykelcikleri. Yakalarında civata taşıyan bu heykelcikler bir tür uzay başlığı ve elbisesi taşımaktadır. Hatta bunlardan biri çok büyük gözlük takmaktadır. Sanki güneş ışığından korunmak ister gibi.










Filippo Lippi tarafından yapılan "La Madonna e san Giovannino" tablosu. (15. yüzyıl) Yukarıdaki koyu renkli ve ışık saçan cisim sanki haraket ediyor gibi. Çünkü seyredenler var. Tablodaki adam ve köpek. Ressamın tablosuna aksettirdiği bu cisim hiç bir inanç ve dinsel anlatımla alakalı görünmüyor. Roma döneminde olduğu gibi günümüzdede " ufo " fenomenleri aynı şekilde gözlemlenmektedir.










Bu resimde Antikythera makanizmasını görmektesiniz. Sağ tarafta ise teknik şeması yer almaktadır. 1900 yılında Girit adasında bulunmuştur.M.Ö. 1.yüzyıla tarihlenmektedir. Bu antik bronz mekanizma bize eski uygarlıkların düşündüğümüzün aksine daha ileri bir teknik bilgiye sahip olduğunu kanıtlıyor. Astronomik takvim olduğu düşünülen bu makanizmada (yada bir makinanın parçası ) içinde başka dişlilerde bulunmaktadır.










1895 yılında İrlanda 'da Dyer tarafından mineral araştırmaları sırasında bulunan bir dev fosili. Boyunun karşılaştırılması amacıyla bir tren vagonunun önüne koyulmuştur. Yüksekliği 3 metre 70 santimetre ve ağırlığı 2050 kg.dır.(taşlaşmış olduğu için daha ağır geliyor herhalde) Sağ ayağı 6 parmaklıdır. Ancak daha sonra bu dev fosiline ve sahibine ne olduğunu kimse bilmiyor.










Kafaları karıştıran bir şehir daha. Lübnan 'daki Balbek şehri. 20 metreden daha büyük taşlarında kullanıldığı bu antik şehir Roma imparatorluğundanda eski. Hatta Sümerlilerin bilgilerine göre bile burası antik bir şehirdi o zamanlar. Taşların büyüklüğünü göstermek amacyla 2 kişi yapıların arasında dikiliyor. Bugün kimse burasını kimlerin yaptığını ,nasıl yaptığını ,ne amaçla ve ne zaman yaptığını bilemiyor. Modern bilim ise Baalbek 'i görmezlikten gelmeye devam ediyor.










Bu cisim Kanada 'nın Kuzey kutup bölgesindeki Axel Heiberg adası eski fosiller koleksiyonunda bulunmuştur. İncelemeler bunun bir insan parmağı fosili olduğunu gösteriyor. Bu fosil 100 ile 110 milyon yıl öncesine aittir (Creataceous jeolojik dönemi). Bu fosil " DM93-083 " numarasıyla arşivlenmiştir. Röngen ışınlarıyla yapılan inceleme sonucunda yukarıdaki resimdeki siyah kısımların parmak kemiklerine ait olduğu ortaya çıkmıştır. Bu kadar eski zamanlarda insan yaşamış olabilirmi ?










Yapımı bitirilmemiş bir Obelisk (dikilitaş). Şu anda dikili bulunan en büyük obeliskten 2 kat daha büyüktür. Yapımında bir çok Mısır tapınağının inşasında olduğu gibi kırmızı granit kullanılmıştır. Yaklaşık 40 metre yüksekliğinde ve 1150 ton ağırlığındadır. (Eğer bitirilmiş olsaydı)










Kolombiya , Bogota yakınlarında bulunmuş bir insan eli fosili. Fosilleştiği kayanın yaşı 100 - 130 milyon yıldır. Yani , fosilde o kadar sene önce meydana gelmiştir.










Bu 120 milyon yıllık taş parçasının yüzeyi ,Ural Bölgesini gösteren (tabiri caizse) bir haritayla kaplıdır. Görünüşe göre bu kadar eski bir haritanın olması imkansızdır. Bashkir State Üniversitesindeki bilim adamları , çok eski zamanlarda , gelişmiş uygarlıkların olduğuna dair kanıtlardan biri olarak yorumluyorlar eseri. Bu greçektende insan eliyle yapılmış bir rölyeftir. Günümüz askeri haritaları ile neredeyse aynı karakterik özellikleri sergilemektedir. Harita sivil çalışmaları göstermekte yani uzunluğu 12.000 Km ' yi bulan kanallar , nehirlere çekilen çitler , güçlü barajlar... Kanallardan çokta uzakta olmayan yerde elmas biçimindeki yerler gösterilmiştir.( Ne anlattığı bilinmemektedir). Ayrıca harita bazı yazılarıda içermektedir. Hatta sayılar bile vardır. Bilim adamları önce bunun eski çince olduğunu düşündüler. Daha sonra bu düşünce bilinmeyen bir kaynağa ait hiyeroglif - syllabic türü yazıya dönmüştür. Bilim adamları bu yazıları şimdiye kadar çözemediler.










1945 yılında Waldemar Julsrud adlı deneyimli bir arkeolog El Toro dağı ( Meksika ) eteklerinde gömülmüş vaziyette kilden yapılmış küçük heykelcikler buldu. Daha sonra El Tro şehri yakınlarında ve şehrin diğer tarafında Chivo Dağ yakınlarında poselenden yapılmış 33.000 'den fazla heykelcik bulundu.


Buluntular Chupicuaro , klasik kültür öncesine aitti. (M.Ö. 800 'den M.Ö. 200 'e kadar olan dönem) Bulunan heykelcikler , 65 milyon yıl önce yok oldukları düşünülen çeşitli türlerdeki dinozorları kusursuzca tasvir ediyordu. Modern bilim döneminde, neye benzedikleri ancak çözümlenen tarih öncesi bu yaratıkları ,nasıl olduda böyle eski bir uygarlık kusursuzca sanat eserlerine yansıtabilmişti ? İnsan görmeden gerceği tasvir edemez.










Yeni Zellanda 'da bulunan çok eski bir uygarlığa ait kusursuzca yerleştirilmiş taşlardanoluşan duvarlar bulundu. Bu duvarları yapan uygarlık hakkında en ufak bir bilgi yoktur.










1877 yılında Montezuma tünel şirketinin bir tünel çalışması sırasında 50 milyon yıl eski olan bir lav akıntısının içinde bir tokmak ile bir kap bulundu.( Table dağı - California) Tomak yaklaşık 30 cm uzunluğunda ve kap ise 10 cm çapındadır. Bu buluntudan şu sonuç çıkıyor: 50 milyon yıl önce yanardağdan fışkıran lavlar sel olup akarken bu tokmak ile kap oradaydı ve ikiside lavın içinde gömülü kaldılar. 50 milyon yıl önce ???? !!!!

 
Genel soru olarak şunu sorabiliriz: Bizlere öğretilen tarih yanlışmı yoksa bizler hayalmi görüyoruz.? Acaba ,aynı UFO olgusunda olduğu gibi bir takım gizli yapılanmalar gerçek tarihimizi bizden saklıyorlarmı? Aynen 1915 Ermeni olayları gibi siyasi gizli güçler gerçeği çarpıtıyorlar ve gerçekleri görmemiz engelleniyormu? Bilim buna alet mi ediliyor? Eğer öyleyse NEDEN ? Bilmemizi istemedikleri şey ne ?